Barisal ailesiyle birlikte bugün Benzetme’ye ne denir başlığını en temel noktalarından ele alıyoruz.
İnsanlarla konuşurken bazen birini anlatmak için başka birinden, bir durumu açıklamak için de günlük hayattan bir örnekten yararlanırız. “Aslan gibi cesur”, “taş gibi sağlam” ya da “pamuk gibi yumuşak” ifadeleri, anlatmak istediğimiz düşünceyi daha anlaşılır hâle getirir. Ancak benzetmeler yalnızca dili süsleyen sözler değildir. İnsanların birbirlerini nasıl algıladığını, hangi özelliklere değer verdiğini ve toplumun hangi davranışları normal kabul ettiğini de yansıtır.
Peki, benzetme’ye ne denir? Bu sorunun cevabı, Türkçe ve edebiyat bilgisinin yanı sıra sosyoloji açısından da önemlidir. Çünkü kullandığımız benzetmeler, içinde yaşadığımız toplumun kültürünü, değerlerini ve bazen farkında olmadan sürdürdüğümüz eşitsizlikleri ortaya çıkarabilir.
Benzetme, aralarında ortak bir özellik bulunan iki varlık, kişi veya kavramdan birinin, diğerine benzer yönüyle anlatılmasıdır. Türkçede benzetme için teşbih terimi de kullanılır. Benzetmenin temel amacı, anlatımı güçlendirmek, soyut düşünceleri somutlaştırmak ve okuyucunun zihninde daha canlı bir görüntü oluşturmaktır.
Klasik benzetme anlatımında dört temel unsur bulunur:
– Benzeyen: Kendisine benzetme yapılan varlık veya kişi.
– Kendisine benzetilen: Bir özelliği daha belirgin olduğu için örnek alınan varlık veya kişi.
– Benzetme yönü: İki varlık arasındaki ortak özellik.
– Benzetme edatı: “Gibi”, “kadar”, “sanki” ve “adeta” gibi benzerlik ilişkisi kuran ifadeler.
Örneğin, “Çocuk aslan gibi cesurdur.” cümlesinde çocuk benzeyen, aslan kendisine benzetilen, cesaret benzetme yönü, “gibi” ise benzetme edatıdır.
Benzetme, mecazlı anlatımın önemli yollarından biridir. Bununla birlikte her mecaz benzetme değildir. “Hayat bir yolculuktur.” ifadesinde hayat, yolculuğa benzetilirken “Zaman uçup gitti.” cümlesinde zamanın uçması mecazlı bir anlatım oluşturur.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu ifadeler, insanların karmaşık deneyimleri anlamlandırmak için bildikleri kavramlardan yararlandığını gösterir.
Toplumsal normlar, bir toplumda hangi davranışların uygun, kabul edilebilir veya beklenen davranışlar olduğunu belirleyen yazılı olmayan kurallardır. Benzetmeler, bu normların günlük konuşmalarda yeniden üretilmesine katkıda bulunabilir.
Örneğin, bir öğrencinin başarısını anlatırken “Arı gibi çalışıyor.” demek, çalışkanlığı ve üretkenliği vurgular. Bir kişiye “Sürüden ayrılma.” denildiğinde ise bireysel farklılıkların yerine gruba uyum sağlaması gerektiği mesajı verilebilir.
Bu ifadeler ilk bakışta sıradan görünür. Fakat tekrarlandıklarında insanlara hangi davranışların takdir edildiğini, hangilerinin eleştirildiğini öğretebilirler.
Bir iş yerinde sürekli “Makine gibi çalışıyor.” diye övülen bir çalışanı düşünelim. Bu benzetme, verimliliği ve hızını vurgular. Ancak aynı ifade, çalışanın dinlenme ihtiyacını, duygularını ve bireysel sınırlarını görünmez hâle de getirebilir.
Benzer şekilde okul ortamında “Sınıfın yıldızı” olarak tanımlanan bir öğrenci, başarı üzerinden ayrıcalıklı bir konuma yerleştirilebilir. Diğer öğrenciler ise farkında olmadan kendilerini bu kişiyle karşılaştırmaya başlayabilir.
Bu örnekler, benzetmelerin yalnızca bir anlatım biçimi olmadığını; toplumsal beklentileri güçlendirebilen sembolik araçlar olduğunu gösterir.
Toplumların kullandığı benzetmeler, kadınlık ve erkeklik hakkındaki düşünceleri de yansıtabilir. Örneğin, erkek çocuklarına “Aslan parçası”, kız çocuklarına ise “Narin çiçek” denmesi, cesaretin erkeklikle, kırılganlığın kadınlıkla ilişkilendirilmesine katkıda bulunabilir.
Bu tür ifadeler her zaman bilinçli bir ayrımcılık amacı taşımaz. Çoğu zaman aileden, geleneklerden ve gündelik konuşma alışkanlıklarından öğrenilir. Ancak sürekli tekrarlandıklarında çocukların kendi yeteneklerini ve toplumsal rollerini değerlendirme biçimlerini etkileyebilirler.
Bir kültürde olumlu kabul edilen benzetme, başka bir kültürde farklı çağrışımlar yaratabilir. Hayvanlar, renkler, doğa olayları ve aile ilişkileri üzerinden kurulan benzetmelerin anlamı, toplumların tarihsel deneyimlerine göre değişebilir.
Örneğin, “Kurt gibi güçlü” ifadesi bir ortamda dayanıklılığı anlatırken başka bir bağlamda yalnızlığı veya tehlikeyi çağrıştırabilir. Dolayısıyla benzetmeleri değerlendirirken yalnızca kelimelere değil, o kelimelerin kullanıldığı kültürel ortama da bakmak gerekir.
Sosyoloji, toplumdaki güç ilişkilerinin yalnızca yasalar ve kurumlar üzerinden kurulmadığını, dil aracılığıyla da sürdürülebildiğini inceler. İnsanların birbirlerini tanımlama biçimleri, kimin saygın, kimin yetersiz veya kimin dışarıda bırakılmış görüleceğini etkileyebilir.
Örneğin, bir topluluğun üyelerini sürekli “yük” olarak tanımlamak, onların ihtiyaçlarını ve haklarını ikinci plana itebilir. Buna karşılık aynı insanları toplumsal yaşama katkı sunan bireyler olarak anlatmak, bakış açısını değiştirebilir.
Sosyolog Pierre Bourdieu, dilin toplumsal konumlar ve sembolik güçle ilişkisini incelemiştir. İnsanların konuşma biçimleri, kullandıkları kavramlar ve başkalarına verdikleri adlar, toplumdaki güç dengelerinden bağımsız değildir.
Bu çerçevede benzetmeler, açısından da değerlendirilebilir. Bir kişinin görünüşünü, mesleğini, ekonomik durumunu veya toplumsal kökenini küçümseyen benzetmeler,
üreten kalıpları güçlendirebilir.
Buna karşılık farklılıkları aşağılamadan anlatan, insanları tek bir özelliğe indirgemeyen ifadeler daha kapsayıcı bir iletişim ortamının oluşmasına yardımcı olabilir.
Benzetmelerin toplumsal etkisini anlamak için dil, kültür ve biliş arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalardan yararlanılabilir.
George Lakoff ve Mark Johnson, Metaphors We Live By (1980) adlı çalışmalarında metaforların yalnızca edebî süslemeler olmadığını, insanların düşünme ve gündelik deneyimleri yorumlama biçimlerinde önemli bir rol oynadığını savunur. Çalışma doğrudan her benzetmenin toplumsal sonuçlarını ölçmese de dilin düşünceyle ilişkisini anlamak için önemli bir kuramsal temel sunar.
Susan Fiske ve arkadaşlarının 2002 tarihli A Model of (Often Mixed) Stereotype Content başlıklı araştırması ise toplumsal gruplara ilişkin kalıp yargıların sıcaklık ve yeterlilik gibi boyutlar üzerinden şekillenebildiğini ortaya koyan araştırmalar arasındadır. Bu yaklaşım, insanların başkalarını tanımlarken kullandıkları ifadelerin toplumsal algılarla nasıl bağlantı kurabileceğini anlamaya yardımcı olur.
Bu çalışmaların bulgularını yorumlarken benzetme, metafor ve kalıp yargı kavramlarının birbirinden farklı olduğunu unutmamak gerekir. Her benzetme önyargı içermez; etkisi, kullanıldığı bağlama ve taşıdığı anlama bağlıdır.
Benzetme’ye ne denir sorusunun temel cevabı, teşbih kavramıdır. Ancak benzetmenin anlamı dil bilgisiyle sınırlı değildir. Günlük konuşmalarda kullandığımız ifadeler, kültürel değerlerimizi, toplumsal beklentilerimizi ve başkalarına yönelik tutumlarımızı da yansıtabilir.
Bir insanı “taş gibi sert” diye tanımlamakla “zor koşullarda bile dayanıklı” diye anlatmak arasında anlam farkı vardır. Her iki ifade de benzer bir özelliğe işaret edebilir; ancak birincisi duygusuzluk çağrışımı yaparken ikincisi dayanıklılığı öne çıkarabilir.
Bu nedenle kullandığımız benzetmeleri sorgulamak, hem daha bilinçli bir dil geliştirmemize hem de toplumsal ilişkilerimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.
Siz günlük hayatınızda en çok hangi benzetmeleri duyuyorsunuz? Bu ifadelerin insanları belirli kalıplara soktuğunu düşünüyor musunuz? Bir benzetmenin sizi mutlu ettiği, kırdığı veya başkalarına bakışınızı değiştirdiği bir deneyiminiz oldu mu? Kendi gözlemlerinizi ve duygularınızı paylaşarak dilin toplum üzerindeki etkisini birlikte değerlendirebilirsiniz.
– Bourdieu, Pierre (1991). Language and Symbolic Power. Harvard University Press.
– Fiske, S. T., Cuddy, A. J. C., Glick, P. ve Xu, J. (2002). “A Model of (Often Mixed) Stereotype Content: Competence and Warmth Respectively Follow From Perceived Status and Competition.” Journal of Personality and Social Psychology, 82(6), 878–902.
– Lakoff, George ve Johnson, Mark (1980). Metaphors We Live By. University of Chicago Press.
Okuduğunuz için teşekkür ederiz; Benzetme’ye ne denir hakkındaki yeni içeriklerde yeniden görüşürüz.